Tadım notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tadım notları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2011 Çarşamba

Tadım notları: Melen Cabernet Sauvignon Roze - 2009

Geçtiğimiz yıl Türkiye'ye gelen "Master of Wine"lar tarafından 86 puanla en iyi roze seçilen Melen MLN "Cabernet Sauvignon Roze" 2009 rekoltesi, çok hafif kızıla çalan pembe tonlara sahip renkte.

Burunda buram buram frenküzümü en başta hissedilirken, arkadan vişne aromaları hem burunda hem de damakta belirgin. Damakta ilginç bir şekilde vişne tonları çok baskın, sanki vişne yiyormuş gibi oluyorsunuz.

Canlı ve dengeli bir asiditesi olan, rahat içimli, hoş vişne aromalarının ağırlıkta olduğu ilginç bir şarap...

8 Mart 2011 Salı

tekrardan merhaba :)... Rouge - Bira Tadımı

Şu internette yasak olayları enteresan bir şey... Yurtdışına çıkınca yasak kalkıyor, memlekete dönünce gene yasak başlıyor... garip bir durum...

Neyse, son günlerde ufak tefek olayların yaşandığı Umman'dayım (her zamanki gibi :)... ama bakınız burada bloglar kapatılmamış en azından...

Hazır 1 hafta kadar buralarda kalırken, elimde kalan birkaç yazıyı buradan yazayım diyorum...

Vedat Milor tarafından geçenlerde yapılan bira panelinde adını duyduğum Bavyera’nın “has” biraları “Schneider Weisse” ve “Schneider Aventinus” ile geçen hafta Talimhane “Rouge”daki tadımda tanıştık.
“North Schields” publarının sahibi Teoman Hünal Bey’in getirdiği bu biralar gerçek birer “kral” hüviyetinde.
Ben genelde “North Schields”teki bira krallığının diğer üyesi isli bira “Aecht Schlenkerla Rauchbier” hayranı olsam da, Bavyera’ya özgü “Schneider Weisse” ve “Schneider Aventus” bambaşka tatlar sunuyor.
Bu biralar buğday birası olmakla beraber bulanık görünümleri, yoğun ve kalıcı köpükleri ve daha aromatik özellikleriyle ünlü. “Schneider Weisse” 5.4 oranında alkole sahipken, “Schneider Aventinus” 8.2 oranındaki alkolle daha yoğun ve sert bir kıvama sahip.
Bana göre “Schneider Weisse” daha aromatik bir yapıda, ancak “Aventinus” bu yoğun haliyle iyi bir yemek eşlikçisi olabilir, bunu ayrıca test edeceğim.
“North Schields”teki biraladan yukarda bahsettiğim “Aecht Schlenkerla Rauchbier” ise inanılmaz bir bira aslında. Müthiş bir is aroması tüm birayı kaplamış, bunun da sebebi, öğrendiğim kadarıyla arpa maltının kayın ağacı odunu kömürü ile islenmesinden geliyor. İs tadının getirdiği yoğun karamelsi aroma ve kıvam tartışmasız olarak mangal yemekleriyle uyumlu gidiyor.
Rouge’daki tadımda ayrıca ünlü Amerikan biraları “Brooklyn Lager” ve “Brooklyn Brown Ale” daha çok Türklerin aşina olduğu tarza yakın. Bu biralar bana hafif “prosecco” havası verdi. İlginç olan şey bu biralardan çok hoş “deride bekletilmiş tulum peyniri” aromaları aldım, farklı bir anlam kazandı biralar benim için.
Yukarda bahsettiğim biraları süpermarketlerimizde bulmak sanırım “şimdilik” biraz hayal, ancak “North Schields” publarında veya “Rouge”un mağazası gibi belli başlı içki mağazalarında bulabilirsiniz.

25 Şubat 2011 Cuma

Tadım notları: Lealtanza Crianza 2004 – Rioja


Sevgili Ayhan Güleyen, İlker Özdemir, Umay Çeviker ve Arif Öncü’den oluşan, İzmir’deki “Şarap Tutkunları”nın Türkiye’de fiyat-kalite dengesi açısından en iyi buldukları şaraplardan İspanyol Rioja şarabı “Lealtanza Crianza” 2004 rekoltesini Metro marketten geçenlerde 20 liraya aldım ve geçen akşam nihayet açıp içtim.
Bu şarabı içerken elime yeni ulaşan bir icadı denedim: “screwpull 3 in 1” yani üçü bir arada hem şarap havalandırıcısı (wine aerator), hem damlalık hem de şarap tıpası yerine geçen bir alet bu. Bu aleti daha sonra ayrı bir yazıda ele alacağım şimdi konumuz “Lealtanza Crianza 2004 Rioja”da.
Efendim, koyu bir yakut rengine sahip bu Rioja şarabı 12 ay kadar Fransız ve Amerikan meşe fıçıda bekletilmiş. Burunda önden böğürtlen ve siyah kiraz arkadan deri, ardıç, is, nane ve baharat aromaları müthiş bir kompleks yapı oluşturuyor.
Damakta ise topraksı, mineralimsi bir yapı meyvemsi aromalarla bütünleşmiş. Orta gövdeli olan şarabın tanenleri hafif ve asiditesi dengeli olunca ortaya inanılmaz rahat içimli bir şarap çıkmış. Bana göre şarap şu an tam içilebilecek düzeyinde. Zaten 2004 rekoltesi olduğunu düşünürsek daha fazla bekletmeye gerek duymadan, artık bu şarabın keyfine varmak gerek. Aynı üreticinin diğer rekoltelerini de ciddi şekilde merak ediyorum açıkçası, umarım onları da ilerde market raflarında görürüz.
Sevgili “Şarap Tutkunları”na yüzde yüz katılıyor ve 20 liralık fiyatı ve kalitesiyle marketten alabileceğiniz en iyi şaraplardan biri olarak gerek üreticiye gerekse ithalatçıya şükranlarımı sunuyorum.

24 Şubat 2011 Perşembe

Kayra Yemek-Şarap Eşleştirme Atölyesi (Devam)…

22 Şubat Salı akşamı Kayra Wine Center’da Şarap-Yemek eşleştirme atölyesindeydim. Etkinlik, Kayra Akademi’den Cüneyt Bey ve Ayça Hanım’ın keyifli sohbetleri, Mimolett Restoran’ın enfes yemekleri ve Kayra’nın Amerikalı şarap uzmanı Daniel O‘Donnel’ın seçtiği Kayra Şaraplarıyla bütünleşti.
Etkinlikte 5 çeşit yemek 5 farklı şarapla bütünleştirilmiş. Yemeklerin genel olarak şaraplarla uyumu üzerinde durularak hangi yemekle hangi şarabın daha uygun olabileceği hakkında ilginç konular konuşuldu.
Şimdi teker teker etkinlikte sunulan yemeklerin ve şarapların analizini yapalım:
-          Somon Konfit, Karamelize Mevsim Sebzeleri ile – Vintage Chardonnay 2009
Yemekten önce kısa bir şarap tadımı yapıyoruz. Kayra’nın Kaliforniya stili şarabı Vintage Chardonnay 2009 rekoltesi Sur Lie (tortusu üzerinde) yöntemiyle yapılan bir şarap. Dışa doğru yeşil altın tonlara sahip bir saman sarısı renginde. Burun meşenin yoğun kullanıldığını hissettiren bir aroma yoğunluğuna sahip. Buram buram vanilya ve tereyağı aromalarını arkadan sarı elma ve çok hafif narenciye takip ediyor.
Damakta tam gövdeli, yoğun, kremamsı bir kıvama sahip. Burundaki yoğun vanilya ve tereyağımsı aromalar damakta biraz daha dengeli en azından burundaki kadar baskın değil. Asidite orta seviyede ve şarabın uzun bir bitimi var.
Şarabın etiketinde tam olarak üzümün geldiği yer belli olmadığından, Cüneyt Bey bize bu şarapta kullanılan üzümlerin Tekirdağ’daki farklı Chardonnay bağlarından geldiğini anlattı.
İlk gelen yemeğimiz “Somon konfit” altında karamelize mevsim sebzeleri ve yanında “tereyağı, yumurta sarısı, elma sirkesi ve limon kabuğu” ile hazırlanmış bir sos ile geldi. Somon yoğun ve dengeli bir kıvamda pişirilmiş, kenarları veya üstü kuru değil. Gerek tereyağlı sosla gerekse de karamelize mevsim sebzeleri ile iyi bir bütünlük yakalamış.
Vintage Chardonnay’in tereyağımsı ve kremamsı dokusu buradaki karamelize sebzeler ve tereyağlı sosla bütünleşen somonla iyi bir birliktelik sağlamış. Genel olarak açıkçası ben yemeği şaraba göre daha başarılı buldum, bu da sanırım Chardonnay’de bu tarz yoğun meşe aromalarını pek tercih etmediğinden olmalı.
-          Uykuluk Sote, El yapımı Limon Reçeli ve Kekik Salatası ile Kayra Terra Kalecik Karası Roze 2009
Bu yemekte içtiğimiz şarabımız Terra Kalecik Karası Roze 2009 burunda frambuaz, çilek, ayva reçeli ve kırmızı meyve aromalarına sahip. Damak çilek ve frambuaz aromalarının hakim olduğu bir yapıda. Yüksek asitli ve ortanın üstünde bir bitişe sahip. Denizli’de üretilen Kalecik Karası üzümlerinden yapılmış bu şarap bence çok başarılı bir roze.
Uykuluk sotede “dana uykuluk” kullanılmış. Kızgın tavada çift taraflı pişirilip uykuluğa dana et sosu konuluyor. Hafif köri, tuz ve karabiber ile tatlandırılıyor. Limon reçeli buradaki asiditeyi sağlayan başlıca unsur ve bence yemeğin çok keyifli olmasına büyük katkı sağlamış.
Yemekteki başlıkta “kekik salatası” diye yazan aslında bir nebze Lübnan mutfağının değişmezi olan “Tabuleh” salatasının değişik bir versiyonu. Tabuleh’deki başlıca malzeme olan bulgur burada kekik ile bütünleşmiş. Yalnız dikkatimi çeken burada kullanılan kekik bildiğimiz keskin aromaların tam tersine daha “taze” diyebileceğimiz bir aromaya sahipti. Bu da yemeğin dengesini ve bütünlüğünü korumuş.
Tabakta yer alan sos ise “Port sosu” yani Porto şarabının çektirilmesi ile yapılan bir sos, özellikle uykuluk ve tabuleh ile iyi bir bütünlük sağlamış.
Günün tartışmasız yemek-şarap eşleşmesi açısından en uyumlu ikililerden biriydi diyebilirim Uykuluk ve Kalecik Karası roze için. Ancak burada elbette, uykuluğun yanındaki diğer unsurların yani limon reçelinin, tabuleh ve port sosunun da kalecik karasındaki asidite ve gövde yapısıyla bütünleşmesini göz ardı etmemek gerek.
-          Deniz Levrek, Sote, Deniz Mahsullü Kaneloni ve Karides Sosu ile Vintage Boğazkere 2008
Kayra’nın şarap yapım uzmanı Daniel O’Donnel’ın önerisi olan günün en ilginç eşleştirmesi hiç şüphesiz, karides sosu üzerinde deniz mahsullü kaneloni ile deniz levreği yanında aromatik ve sert tanenli bir Boğazkere ile beraberliği oldu.
Önce yine şaraptan başlarsak, koyu mor tonlar içeren koyu yakut rengindeki şarapta ön burunda meşenin yoğun hissedildiği kahvemsi, çikolatamsı aromalara arkadan dağ çileği, mürdüm eriği, hafif vişne aromaları eşlik ediyor.
Denizli’deki Boğazkere bağlarında üretilen üzümlerden yapılan şarap, damakta beklendiği gibi tanen yapısı yönünden baskın, gövdeli ancak asiditesi düşük bir şarap. Böyle bir şarabı deniz mahsulleriyle eşleştirmek biraz çılgınca gelebilir ancak elbette denemek lazım diyoruz…
Efendim bu yemek bana göre günün en başarılı yemeklerinden biriydi. Müthiş yoğun ve sürprizlerle dolu bir yemekti. Deniz levreği önce kızgın tavada pişirilip ardından 3 dakika kadar fırına veriliyor içinin nemli dışının “crispy” kalması için. Bu anlamda pişirme tekniği açısından başarılı olmuş.
Deniz levreğine eşlik eden kaneloni ise benim favori İtalyan hamur işi türlerinden. İçine patates, tarhun, kekik, karides ve limon konulmuş, püre halinde kaneloni’lerin içine dolduruluyor.
Tabağın temel sosu olan karides sos içinse patates, limon suyu, elma sirkesi ve karides püresi kullanılmış. Yoğun çorbamsı kıvamda bir sos bu ve bence zaten “Boğazkere” ile yemeğin en azından “el ele” tutuşmasını sağlayan unsuru oluşturuyor.
Tabakta ayrıca sosun içerisinde körili ufak bir deniz tarağı da var ve yemeğin bütünlüğüne katkı yapan ufak bir sürpriz…
Şimdi bu yemek ve şarap üstüne biraz daha konuşmak lazım gerçekten. Aslında böylesine yoğun ve gövdeli bir yemek için aklımıza gelmeyecek bir şarap Boğazkere. İlk düşündüğümüz en başta içtiğimiz “Vintage Chardonnay acaba nasıl gider?” sorusuna yanıt aramak oldu. Yoğun tereyağımsı ve kremamsı kıvamdaki Vintage Chardonnay bu yemekle uyumlu gitti bir nebze de olsa. Belki, Vintage Boğazkere birkaç sene daha bekletilip tanenler biraz daha dizginlendikten sonra bu yemekle denense fena gitmeyebilir gibi. Ama ben yine de, gövdeli, yoğun ve fazla soğutulmamış bir beyaz şarap içmeyi (belki iyi bir Bourgogne beyazı) daha uygun buluyorum bu yemekle.
-          Kuzu Pirzola, Sote, Patlıcan ve Domates Salatası, Mini Mimolett Sucuğu ve Lavanta Sosu ile, Vintage Shiraz 2009
Bu yemekte içtiğimiz yoğun mor röfleli tonlara sahip bir kırmızı renge bürünmüş Vintage Shiraz tamamen Denizli Güney’deki Shiraz bağlarından yapılıyor. Burunda yoğun orman meyveleri aromalarına, önden gelen karabiber ve karışık baharat aromaları eşlik ediyor. Damakta bana daha çok Avustralya Shiraz’larını anımsatan Vintage Shiraz, sahip olduğu baharatsı yapısıyla yemeğimizin sadece adına bile bakıldığında iyi bir eşlikçi olacağını çoktan ortaya koymuştu bile.
Yemeğin sunumunda Kuzu Pirzola’nın “orta” pişmiş olması üzerinde duruldu ki, Türk insanı eti daha çok “iyi” pişmiş sever ve hafif kanlı et gördüklerinde “bu et pişmemiş” der.
Velhasıl, benim sevdiğim bir hikaye vardır, dünyanın en büyük şeflerinden Fransız “Guy Savoy”un en önemli müşterilerinden olan 2007’de vefat eden Rusların büyük “çello” sanatçısı ve “kompozitörü” Rostropovich, bir gün Guv Savoy’un restoranına gelir ve süt danası böbreği sipariş eder. Guv Savoy da kendisine hangi pişirme şeklini (az, orta veya iyi pişmiş) tercih ettiğini sorar. Rostropovich’İn cevabı sanırım her şefin duymak istediğidir: “Sence ben 300 kişiye karşı çalarken onlara nasıl çalmam gerektiğini soruyor muyum?”
Ben gerek pirzolayı gerekse diğer et yemeklerini “orta-az” pişmiş bir kıvamda tercih ediyorum. Tabi bu bir tercih meselesi ama bana göre bu kıvam bir et için en keyifli pişme kıvamı.
Yemeğe gelelim… Kuzu pirzolanın altında patlıcan ve domatesli “chutney” var. Et sosu ve domatesle pişirilen patlıcanlar yemeğe hafif bir asidite de kazandırmış. Ama belki de esas başyapıt Mimolett sucuğu olmalı, zira bu sucuktaki baharat kıvamı şarapla da inanılmaz bir bütünlük sağladı. İşin sırrı tabi uzun pişirmede ve dinlendirmede, zira uzun sürede pişirilip ardından 1 gün dinlenip sonra et sosunda tekrar pişiriliyor ve böylece kıvamı ve yoğunluğu daha da artıyor.
Bu yemeği bir de Kalecik Karası Roze ile deneyelim diyoruz. Sanırım patlıcan “chutney” yüzünden olsa gerek, şarabın ve chutney’İn asiditesi burada anlamlı bir birliktelik sağlıyor. Fakat ben yine de Shiraz’ın bu yemekle iyi bir bütünlük yakaladığı düşüncesindeyim.
-          Krem Brule, Ronnefeldt Earl Grey ve Chill Out Çayları ile Kayra “Madeira” Şarköy Öküzgözü – Boğazkere 2005
Gecenin son yemeği tabi ki tatlı… Bir Fransız klasiği “Krem Brule” burada 2 değişik tarzda yapılmış. Ronnefeldt Earl Grey, Bergamut ve Siyah Çay ile Chill Out ise Yasemin çayı ve Melisa ile… Krem Brule için Yumurta sarısı ve Krema emülsifiye çaylarla demleniyor, sonra fırında 100 derecede pişirilip ardından üzeri yakılıyor ve hemen servis ediliyor.
Gelelim bu tatlıya eşlik eden Kayra Madeira 2005’e… Benim çok sevdiğim tatlı şaraplardan olan Madeira 2005 artık adını değiştirerek piyasada “Madre” olarak varlığını sürdürecek, zira malum “Madeira” ismi zaten Portekiz’in Atlas Okyanusu’ndaki adasına ait ve adanın şarapları da aynı isimle anılıyor.
Burunda karamel, kahve, vanilya, kuru meyve aromalarına damakta çikolata, fındık ve yine kuru meyve aromaları eşlik ediyor. Bence iyi bir tatlı şarap bu ve Krem Brule’nin karamelize dokusuna gerçekten iyi eşlik ediyor. Krem Brule’deki çay aromaları çok baskın değil, kremamsı doku da hafif ve ağırlık hissi yaratmıyor. Türkiye’de yediğim en başarılı krem brule diyebilirim.
Sonuçta genel bir değerlendirme yaparsak, başarılı ve çok güzel bir etkinlik oldu. Şarapların kendi karakterlerinin yemeğin bütünüyle nasıl uyumlu olabileceğini, yemekte kullanılan bir sosun farklı bir şarapla nasıl uyumlu olabileceğini, asidite ve gövdenin gerek şarap gerekse yemek açısından nasıl bütünleşmesi gerektiğini anlatan faydalı bir etkinlikti.
Bence bu tarz etkinlikleri daha da geliştirip alternatif tatlarla ve özellikle Türk mutfağı üzerinde yoğunlaşmakta fayda var ki Kayra zaten “Türk Mutfağında Şarap Algısı Platformu” adında bu konuda etkinlikler düzenledi geçtiğimiz dönemlerde. Umarım bunun devamı da gelir yakın zamanlarda…

23 Şubat 2011 Çarşamba

Yıllanmış Türk Kırmızı Şarapları - Kör Tadım Sonucu

Daha önce bahsettiğim İzmir'de 19 Şubat Cumartesi günü Vedat Milor, Mustafa Çamlıca, Ahmet Gök, bendeniz ve Şarap Tutkunlarının (Ayhan Güleyen, İlker Özdemir, Arif Öncü ve Umay Çeviker) katıldığı "Yıllanmış Türk Kırmızı Şarapları" kör tadımında şarapları 4 kategoride değerlendirdik.

Kategori bazında şarap tadım sonuçları aşağıdaki gibi oluştu:


1. KATEGORİ - KLASMAN DIŞI ŞARAPLAR (Klasman dışı şaraplar etikette üzüm cinsi belli olmayan veya diğer kategorilerden farklı üzüm cinsine sahip şaraplar)

1987 Atatürk Orman Çiftliği Boğakanı - 72.0 PUAN
1996 Kavaklıdere Özel Carignan - Alicante - 67.3 PUAN
1996 Doluca Özel Kav - 65.8 PUAN
1992 Doluca Antik - 63.1 PUAN
1990 Kavaklıdere Dikmen - 60.1 PUAN
1997 Pamukkale Çalkarası - 59.4 PUAN
1980 Kutman Papazkarası - 56.0 PUAN
1996 Bortaçina Adakarası - 55.6 PUAN
1994 Efem Bağcılık Poseidon Papazkarası - ŞARAP ETİKETİ HATALI - DEĞERLENDİRME DIŞI BIRAKILDI

2. KATEGORİ - KALECİK KARASI
1970 Kavaklıdere Özel / Kalecik Karası ağırlıklı kupaj - 74.3 PUAN
1999 Kocabağ Kalecik Karası - 65.6 PUAN
1995 Kavaklıdere Kalecik Karası - 64.3 PUAN
1998 Kutman Kalecik Karası - 53.7 PUAN
1998 Efem Bağcılık Poseidon Kalecik Karası - ŞARAP ETİKETİ HATALI - DEĞERLENDİRME DIŞI BIRAKILDI


3. KATEGORİ - ÖKÜZGÖZÜ - BOĞAZKERE MONOSEPAJ VE KUPAJLARI
1999 Turasan Boğazkere - 71.1 PUAN
1995 Kavaklıdere Boğazkere - 69.1 PUAN
1999 Kavaklidere Öküzgözü - 68.9 PUAN
1992 Kavaklıdere Selection Öküzgözü - Boğazkere - 66.1 PUAN
1999 Kutman Öküzgözü - 55.4 PUAN

4. KATEGORİ - CABERNET SAUVIGNON - MERLOT MONOSEPAJ VE KUPAJLARI
1999 Sarafin Cabernet Sauvignon - 70.6 PUAN
1998 Gülor Cabernet Sauvignon - Merlot - 69.1 PUAN
1998 Sarafin Merlot - 59.6 PUAN
1999 Sevilen Merlot - 58.3 PUAN
1999 Sevilen Cabernet Sauvignon - 57.9 PUAN


Genel değerlendirmede puanlardan da anlaşıldığı gibi şarapların çoğu yıllanma potansiyeline sahip olmayan şaraplar. Dikkate değer şaraplar 1987 Atatürk Orman Çiftliği Boğakanı (benim puanım 72), 1970 Kavaklıdere Özel Kav Kalecik Karası (aslında ben bu şaraba 56 puan vererek tadımcılar arasında en cimri puantör oldum fakat toplamda 74.3 puanla günün en çok puan toplayan şarabı oldu, ben daha çok damağımda bıraktığı pas ve acı tonlar yüzünden kırdım puanı), 1999 Turasan Boğazkere (Açıkçası benim için gecenin sürprizi bu şaraptı, puanım 74 ), 1999 Sarafin Cabernet Sauvignon (puanım 75 ) ile 1998 Gülor Cab. Sauvignon - Merlot kupajı (99 Turasan Boğazkere ile "bana göre" içilebilir düzeydeki bir diğer şaraptı, puanım 77 )

Dikkat çeken belli başlı hususlar şöyle:
- İlginç bir şekilde şarapların hiçbiri buşone değildi,
- Şarapların çoğu özellikle burunda belli başlı bukelere sahipti (kuru meyveler, pekmez, reçel ve hayvan derisi, toprak gibi). Ancak iş genel olarak damakta da bittiği için damaktaki dengesizlik, burundaki bukelerin hemen hemen çoğunun şarapta damağa yansımaması ve bitimlerin çoğunun damakta "paslı demir" ve ekşimsi tatlar bırakması şarapların yıllanma yetersizliklerini göz önüne koyuyordu.
- Çok ilginç bir şekilde aslında kendi üzümlerimizden yapılan şaraplar daha iyi puan aldı. Bu da şarapçılarımızın Cabernet veya Merlot üzümlerini yakın zamana kadar iyi işleyemedikleri tezini doğruladı.

Sonuçta çok ilginç şarapların tadıldığı ve tadımın yanında müthiş eğitici sohbetlerin yapıldığı bir etkinlik oldu. Emeği geçenlerin ellerine sağlık...

16 Şubat 2011 Çarşamba

Tadım notları: DON LUCIANO BRUT ROSE & CHARMAT METODU

Yahu yurdumdaki şu şarap fiyatlarına akıl erdirmek mümkün değil!
Bakın, KKTC’ye şarap ithalatı yapan benim enişte ve firması İspanya’nın büyük şarap üreticilerinden “Garcia Carrion” ile çalışıyorlar.
“Garcia Carrion”un genelde alt ve orta kategori şaraplarını getiriyorlar ve satış rakamları hiç fena değil. Bu yılbaşında oradayken bana tatmam için aynı üreticinin “Don Luciano” adında Brut Roze ve Beyaz köpüklü şaraplarını vermişti sağolsun. KKTC market raflarında 6 TL’ye (evet yazıyla “altı”) satılan bu şaraplardan roze olanını geçen akşam hanımla evde 14 Şubat muhabbetine açtık. Şişenin üzerinde her ne kadar üzüm cinsi hakkında bir bilgi olmasa da, merak edip üreticinin web sitesinden şarabın “Tempranillo”dan yapıldığını öğrendim. Bu arada “Garcia Carrion” şarabın ismini “Opera Prima” olarak değiştirmiş.
Açıkçası en sonda söyleyeceğimi şimdi söylemek gerekirse, hiç fena bir köpüklü şarap değildi, şarap oldukça hoşumuza gitti. Şişenin üzerinde de belirttikleri üzere “Charmat” metodu ile üretilmiş bir köpüklü şarap bu.
Daha önce geleneksel şampanya / köpüklü şarap metodunu anlatmıştım. “Charmat” metoduna “İtalyan metodu” da denir ve daha çok İtalyan “Prosecco”larda kullanılan ve şarabın ikinci fermantasyonu şişe yerine genelde paslanmaz tanklarda oluşur. Tanklarda geçen ikinci fermantasyon sonrası şişeleme basınç altında yapılır. Geleneksel yönteme göre biraz daha üretim maliyetlerini azaltan bir yöntem olduğu söylenir. ”Charmat” metoduyla yapılan köpüklü şaraplar genelde canlı ve gençken tüketilir ve baloncuklar daha küçük ve ince yapıda olur.
Bizim 6 liralık İspanyol köpüklü roze şarabı kadehe koyduğumuzda “charmat” metoduna uygun küçük, ince ve uzun süreli baloncuklar gözümüze çarptı. Çok hoş frambuaz, kızılcık şurubu, kırmızı Frenk üzümü ve çilek gibi kırmızı meyve aromaları özellikle burunda hissediliyordu. Damakta canlı, dengeli bir asidite ile meyvemsi aromalar bütünleşmişti.
Sonuç olarak bazen karşımıza çıkan sadece “gaz” yoğunluğu ile donatılmış, tatsız ve aromadan yoksun pahalı köpüklü şaraplarla kıyasladığımda, Kıbrıs’taki marketlerdeki satış fiyatını hesaba kattığımda, Kıbrıslıların bizden çok daha şanslı oldukları kesin. En azından anormal vergilerle uğraşmıyorlar.
Unutmadan “Garcia Carrion” hakkında ufak ama benim açımdan önemli bir ekleme daha yapayım. Genelde İspanya’ya gidenlerin aşina olabileceği bir marka vardır: “Don Simon” yani İspanya’nın ünlü “Sangria” markası. “Garcia Carrion” bu markanın da sahibi aslında, hatta bizim enişte “Don Simon”u da Kıbrıs’a getiriyor. Her ne kadar “sangria” bir çeşit anlık hazırlanan basit ama lezzetli bir “punch” olsa da, “hazır kıta” sangria “Don Simon” hiç fena değildir. Hani diyorum, İstanbul’da orada burada “sangria” yaptığını zannedip vatandaşı kazıklayan restoran ve barlarımız en basitinden bir “Don Simon” getirtseler de Madrid ve Barcelona’daki mekanlarda yaptıkları gibi içine sadece birkaç dilim elma ve portakal atıp adam gibi “sangria” içirseler – tabi abartı fiyat politikası uygulamadan - nasıl olur acaba?

11 Şubat 2011 Cuma

Tadım notları: Chateau Jolys Cuvée Jean 2004 - AOC Jurançon

Birkaç ay önce Talimhane’deki Rouge Restoranın alt katındaki şarap butiğinde gözüme çarpar çarpmaz aldığım “Chateau Jolys” Fransız Pirenelerindeki Jurançon bölgesine has bir tatlı şarap. Türkiye’de Jurançon şarabı bulmak aklımın ucundan geçmezdi aslında, bazen Türkiye’deki şarap ithalatına akıl sır erdiremiyorum…
2004 rekoltesi “Petit Manseng” üzümlerinden yapılmış “Chateau Jolys Cuvée Jean”ı içmek için eşlikçi olarak ne hikmetse İstanbul’daki Carrefour marketlerinde bulamadığım ancak nasıl oluyorsa Umman’ın başkenti Muscat’taki Carrefour’da bulduğum “Comté” ve “Pere Toinou” peynirlerini uygun gördüm, yanlarında ayrıca yine aynı marketten aldığım İrlanda tipi “Mild Cheddar” peynirini denedim.
Jurançon bölgesi nevi şahsına münhasır bir bölge. Bölgede özellikle “Manseng” üzümü ön plana çıkıyor ki içtiğim şarap “Petit Manseng” üzümünden yapılmıştı yukarıda da belirttiğim gibi. Şarabın üreticisi “Domaines Latrille” bölgenin “Gan” şehri civarlarında üretim yapan üreticilerinden biri.
Efendim şarabımız altın sarısı ile bal rengi arasında bir renge sahip olmakla birlikte burunda beklediğim yoğunluk pek olmamasına rağmen çok hoş bal, portakal kabuğu, narenciye ve hafif çiçeksi aromalar hissediliyordu. Damakta ise aromalar daha belirgin tonlarda hissedilirken burunda saydığım aromalara hafif fındık aromaları eşlik ediyordu.
Şarabın asiditesi dengeli ve bitim oldukça uzun ve etkili olmakla birlikte damakta gövde yoğunluğu hissedilir derecede. Bu arada “Chateau Jolys” yukarda bahsettiğim peynirlerle (özellikle de “Comté” ile) müthiş bir uyum oluşturdu, bu da şaraptan aldığımız keyfi 2 kat daha arttırdı…

21 Ocak 2011 Cuma

Tadım notları: Corvus Blend No.3 2006 & Dallas Steak

Corvus her sene rekolteye göre en iyi üzümlerini bir kupajda birleştiriyor. Bu kupaja "Blend" adını koyan Corvus, o yılki rekolteye göre kullandığı üzümleri değiştirebiliyor. 2006 rekoltesinde Cabernet Sauvignon, Syrah, Merlot, Malbec, Karalahna,Öküzgözü ve Cabernet Franc kullanılmış ve Blend No. 3 olarak adlandırılmış.

12 ay Fransız meşe fıçı, 4 ay botte ve 3 ay da şişede dinlendirilen Blend No 3, koyu bordo tonda bir renge sahip. Yaklaşık 1,5 saat dekante ettikten sonra mutfağımızdaki ankastre lav taşlı ızgarada orta pişmişe yakın seviyede ızgara ettiğim "Etçii steakhouse"tan aldığım "Dallas Steak" eşliğinde içtik.

Corvus Blend No 3'te burun beklediğim kadar yoğundu ve olgun kırmızı ve kara orman meyveleri, reçelimsi ve kuru meyve aromaları, topraksı ve mantara çalan aromalar, çok hoş nane tonları ve karabiber aromaları belirgindi.

Damakta ise meşeden gelen vanilya, karamel ve füme aromaları daha belirgin olmakla beraber, demir tozu, narenciye ve yine kırmızı - kara orman meyveleri yoğun ve kompleks bir bitiş yaratıyordu. Bitimi beklediğimden biraz daha kısa ama yine de orta uzunlukta olan bir şarap. Tanenler iyi yontulmuş olmakla beraber, asidite yoğun.

Tüm bu aromaların ve şaraptaki yoğunluğun hissedilmesi için, şarabın içilmeden en az 1 saat önce dekante edilmesini tavsiye ederim.

Corvus Blend No 3 ile beraber yediğimiz "Dallas Steak" ise dananın sırt bölümünde kola yakın bir yerden çıkarılan hafif yağlı ancak oldukça yumuşak (tabiri caizse "lokum gibi") bir et.

Böyle bir eti ya çok kızmış bir döküm demir tavada ya da direk barbeküde yapmak lazım. Ben evde lav taşlı ankastre ızgara kullanıyorum ve açıkçası böyle bir eti ilk kez evdeki ankastre ızgarada pişirmeye karar verdim. "Etçii steakhouse"taki arkadaş bana ızgaranın çok sıcak olması gerektiğini ısrarla vurguladı. Ben de bu kurala uydum ve ızgarayı sürekli sıcak ayarda tuttum.

Eti önceden deniz tuzu, zeytinyağı, taze kekik, taze biberiye ve kuru mercanköşk ile marine ettikten sonra pişirmeye 20 - 25 dakika kala buzdolabından çıkarıp dışarıda beklettim ve ardından ızgaraya attım.

Izgarada bir tarafını yaklaşık 4 dakika diğer tarafını ise 3 dakika kadar pişirmem orta-az pişmiş ile orta pişmiş arasında bir pişme derecesine getirmeye yardımcı oldu. Aslında ben eti orta-az pişmiş seven biriyim ama böyle bir eti ilk kez pişirdiğimden ayarı hafif kaçırdım sanırım, artık bir dahaki sefere pişirme süresini biraz daha kısa tutacağım.

Velhasıl, Dallas Steak hakikaten lokum gibiydi ve yanında içtiğimiz Corvus Blend No 3 ile inanılmaz uyum sağladı...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Tadım notları: Brunello di Montalcino - Luce 2003 & Dana Yahnili Papardelle

Geçtiğimiz gün kavımda mışıl mışıl uyuyan Frescobaldi'nin 2003 rekoltesi Brunello di Montalcino'su "Luce"'yi uyandırmaya karar verdim. Belki biraz erken uyandırdım bu şarabı; bu yüzden şarabın açılması için içmeden 2 saat önce karafa aktararak bekletmeyi uygun gördüm.
Şarabı ilk açıp tattığımda aromalar neredeyse tamamen kapalıydı, mora çalan kırmızı renkli şarabın tanenleri aşırı sert ve boğazı tırmalıyordu.
Yaklaşık 2 saat sonra ise şarap tamamen değişti ve bize kendini göstererek şaraptaki kompleks aromalar birbir ortaya çıkmaya başlamıştı. Yoğun baharat, olgun kara orman meyveleri, mürdüm eriği, meşeden gelen vanilya ve füme aromalarına arkadan gelen etsi aromalar ve meyan kökü aromaları eşlik ediyordu.
Şarap bekledikçe asidite arttı ve kendini hissetirmeye başladı. "Brunello di Montalcino" şaraplarının yapıldığı "San Giovese" üzümleri zaten yüksek asitli olmasıyla meşhurdu ve bu şaraptaki asidite beni bu açıdan pek şaşırtmadı. Esas şaşırtan, şarabı açmamdan 2 saat sonra şarabın tanenleri ipeksi bir dokuya bürünmüştü, halbuki, şarabı ilk açtığımda yukarıda da yazdığım gibi müthiş bir tanen dokusu vardı... Şarabın bitimi uzun, dengeli ve yoğundu... Bu ilginç şaraba Wine Spectator dergisi 94 puan vermiş ve 2003 rekoltesinin en iyi Brunello di Montalcino şaraplarından biri diye tanıtmış.
Velhasıl İtalya'da Brunello di Montalcino şarapları için 2003 yılı rekoltelerinde çok ciddi soruşturmalardan geçti şarap üreticileri. Bunun sebebi, yasal olarak Brunello di Montalcino şaraplarında sadece "San Giovese" üzümleri kullanılması gerekirken bazı şarap üreticilerinin 2003 rekoltesinde "San Giovese" dışında başka üzüm türlerini de şarap üretiminde kullandıkları ortaya çıktı. Konuyla ilgili ileride bir yazıda bu hikayeyi anlatmayı düşündüğümden şimdilik konuyu kısa kesiyor, bu enfes Brunello di Montalcino'nin yanında yaptığım "Papardelle"ye geçiyorum.
Genel olarak şaraplar üretildiği bölgenin yemekleriyle her daim uyumlu olurlar. Bu anlamda, açmayı düşündüğüm 2003 "Luce"nin yanına tabi ki bir İtalyan yemeğinin uygun gidebileceğinden emindim. Yemek olarak bir et yemeği ile kallavi bir makarna türünü birleştirmeyi uygun buldum.
Bu bağlamda yapmaya karar verdiğim yemek kırmızı şarapta ağır ateşte pişmiş dana yahnisi ile papardelle oldu. 2 -3 kişilik tarifte dana yahnisi için önce 2 adet orta boy soğanı ve 2 iri diş sarmısağı doğrayıp, kuşbaşı olarak doğranmış yarım kilo yağsız dana etiyle beraber geniş bir tencereye atıyorsunuz. Zeytinyağında hafifçe renkleri değişinceye kadar pişirdiğiniz etlere daha sonra doğranmış 1er adet kırmızı kapya ve yeşil dolmalık biber ekliyorsunuz. Tuz, karabiber, kuru mercanköşk ve kekik/biberiye gibi taze otları da ekleyip üzerine 1 su bardağı domates rendesi ve yarım kaşık domates salçası koyduktan sonra tüm yemeğin üstünü kapatacak şekilde kırmızı şarap koyuyorsunuz. Genel olarak bu 50 cl'ye tekabul ediyor, kalan şarabı (bu genelde 2 kadehtir) yemeği yaparken mideye indiriyorsunuz :)
Tencereyi en küçük ocağa ve en kısık ayara aldıktan sonra kapağını kapatıp 1- 1,5 saat kadar pişiriyorsunuz. Bu sürenin sonuna doğru "Papardelle"leri başka bir tencerede 6-7 dakika "al dente" kıvamında pişirdikten sonra suyunu süzüp yahninin içine ekliyorsunuz, üzerine taze kıyılmış maydanoz ve bolca rendelenmiş parmesan peynirini ekleyip tabağa alıyorsunuz.
...afiyet olsun :)

16 Ocak 2011 Pazar

Tadım notları: Güzay - Karaoğlan Rezerv 2007

Daha önce de bahsettiğim Malatya - Arapgir yöresinin üzümü Karaoğlan'ı bu kez "rezerv" olarak tattım. Yine Metro marketten aldığım Karaoğlan Rezerv 20 liranın altında kalma başarısını göstermiş ender kaliteli şaraplarımızdan biri.
İlk tattığım Karaoğlan'daki müthiş meyve aromaları burada artık 18 ay Amerikan ve Fransız meşe fıçıda bekletilmesinin getirdiği aromalarla bütünleşmiş. Burunda topraksı, çikolata, karamel, puro, arkadan kızarmış ekmek, vanliya, hafif tereyağ, etsi aromalar ve tabi ki kırmızı meyve aromaları (özellikle ahududu ve kiraz)hissediliyor.
Damakta ise meyvemsilik daha ön planda ancak topraksı, etsi, vanilya, karamel, kakao aromaları kendini hissettirmeye devam ediyor. Şarapta belli bir derinlik ve hafif bir mineralite de var.
Uzun bitimi çok hoş, dengeli ve yoğun, bitişte bir süreklilik var.
Belki biraz abartıyor olabilirim ama bu şarap bana içtiğim 2004 Chateau Haut Brion'u hatırlattı özellikle içerdiği topraksı, etsi ve meşeden gelen diğer tonları yüzünden. Bence potansiyeli ciddi şekilde artabilecek bir üzüm çeşidi Karaoğlan.
Bu üzümü yoktan var eden ve nefis bir şarap olmasını sağlayan Yenidoğuş şarapçılık ve Anatolian Vineyards'a şükranlarımı sunarım...

7 Ocak 2011 Cuma

Tadım notları: Corvus - Teneia 2008 - Pesto Soslu Hellim ve Sebze tabağı

Bozcaada'nın son yıllardaki gözbebeği "Corvus Şarapları" adanın kendine has "Çavuş" üzümünden yapılan çok hoş aromatik bir beyaz şarap üretmiş. Daha önce Bozcaada'da içtiğim bu şarabı dün akşam çok sevdiğim klasik bir Akdeniz mutfağı yemeği olan pesto soslu hellim ve sebze tabağı ile beraber içtim.

Öncelikle şaraptan bahsedelim; açık saman sarısı renkte, burunda elma, şeftali ve beyaz çiçek aromalarına arkadan hafif narenciye aromaları eklenirken, damakta meyvemsi ve çiçeksi aromaları belirgin, orta asiditeli ve dengeli bir şarap. Bence çok iyi ve aromatik bir beyaz şarap. Adanın yerel üzümü olan Çavuş üzümünün karakterini çok iyi yansıtan başarılı bir şarap. Umarım ileriki rekolteleri de en az bunun kadar iyi olur ve kaliteden ödün vermeden başarılı şaraplar üretmeye devam ederler.

Efendim gelelim yanında yaptığım yemeğe... Aslında bu yemeğin bir benzerini dünyaca ünlü Fransız şef "Joel Robuchon" Paris'teki 2 Michelin yıldızlı restoranı "Atelier de Robuchon"da sunmuş. Ben de onunla ilgili bir dokümanter izlerken bu yemeği keşfetmiş ve kullandığı malzemelere hafif eklemeler yaparak kendime göre bir tabak oluşturmuştum.

Buna benzer bir yemek de İstanbul'da "Cookshop" restoran zincirinde ızgara sebze ve hellim tabağı olarak karşımıza çıkıyor.

Bence bu yemeğe karakterini veren iyi bir Ceneviz usulü pesto sosu, ki ben hazır sos kullanmıyorum, evde kendim taze olarak hazırlıyorum. Sostan arta kalan olursa merak etmeyin bir kavanoza aktarıp buzdolabında saklayabilir ve ilerde başka bir yemekte (örneğin enfes bir pesto soslu gnocchi) kullanabilirsiniz.

Pesto sos için bir demet taze fesleğen, 80 gram kadar çam fıstığı, birkaç diş sarmısak (sarmısak bence konmalı ancak yoğunluğu size kalmış, bazı tariflerde daha çok konuyor, bazısında daha az), 200 - 250 ml kadar iyi kalite ekstra sızma zeytinyağı, yeteri kadar iri deniz tuzu ve karabiber, rendelenmiş parmesan peyniri (200 - 250 gram kadar).

Pesto sos için blender alıyorsunuz, fesleğeni, sarmısakları, çam fıstığını, tuzu içine atıyor ve blenderda püre haline getiriyorsunuz, püre kıvamını alırken yavaş yavaş zeytinyağını ekliyorsunuz, en son karabiber ve parmesanı da ekleyip tadına bakıyorsunuz (burası önemli - tadına mutlaka bakın, tuzunu ve sosun kıvamını kontrol edin) eğer sos kuru kalmışsa biraz daha zeytinyağı ekleyin...

Yemek ise bence sostan da basit, bir patlıcan, bir kabak, hellim peyniri, sarı biberi mümkün olduğu kadar eşit boylarda doğruyorsunuz (patlıcan ve kabağı yarım santim kalınlığında hafif açı vererek elips şeklinde doğrayın)... Tüm sebzeleri ve hellim peynirini ister ızgarada ister hafif zeytinyağı eklenmiş teflon bir tavada sote edip bir tabağa alıyoruz... Ben sebzelerin biraz diri kalmasını sevdiğimden ızgara veya tavada fazla uzun tutmuyorum, ancak tercih sizin elbette. Bunlar yemeğin katmanları olacak... Katmanlar arasına kurutulmuş domates de ekliyoruz... Ben bazen burada bir başka ek malzeme kullanıp araya "jamon iberico ve serrano" (ispanyol jambonu) ekliyorum...

Tabağın en alt katına patlıcan, üzerine hellim peyniri, peynirin üstüne sarı biber, kuru domates, biberlerin de üzerine kabak koyuyoruz. Kabağın üstüne tekrar patlıcan, hellim, sarı biber, kuru domates ve kabak koyduktan sonra en üst katmana - eğer varsa - jambonu ekliyoruz, yoksa bir kuru domates daha ekliyoruz ve pesto sosunu hafif gezidiriyoruz... Yaptığımız bu katmanın yanında pesto sosunu ayrıca ister yarım ay şeklinde, ister kare şeklinde gezdiriyor ve yanına eklediğimiz bir miktar akdeniz yeşilliği ile tabağı tamamlıyoruz.

Afiyet olsun :) ...

6 Ocak 2011 Perşembe

Bordeaux'nun Büyük Şarapları – Part 3 - Efsane şarapların 2004 rekolteleri…

Eylül 2010’da Bordeaux’da yaptığım büyük şarap tadımlarında son perdede efsane şarapların 2004 rekolteleri yer alıyor…


Chateau Cheval Blanc - 2004


Bordeaux – St Emilion bölgesinin efsane şaraplarından “Premier Grand Cru Classé A” statüsündeki şarabı olan “Cheval Blanc” 2004 rekoltesi hafif mora çalan koyu kırmızı renge sahip. Burunda kara orman meyvelerini, karadut ve arkadan hafif baharat ve otsu aromaları iyi yansıtıyor. Damakta meşeden gelen vanilya ve füme tonlar daha belirgin olmasına rağmen, açıkçası hafiften beni hayal kırıklığına uğratan düşük yoğunluklu bir gövdesi var. Orta gövdeli bir şarap ve özellikle damakta beklediğim yoğunlukta değil. Yine de bahsettiğimiz şarap bir “Cheval Blanc” olunca önünde esas duruşta durmak lazım her şekilde :) zira 2004 rekoltesi bir Cheval Blanc’ı 2010’da içmek yerine 2020’lerde içsek mutlaka ama mutlaka bambaşka bir şarapla karşılaşırız…
Efendim şarabımız Robert Parker’dan 90 puan, Jancis Robinson’dan 18,5 puan ve Wine Spectator dergisinden 94 puan almış.

Üretimde %66 Cabernet Franc, %34 Merlot kullanılmış. Şarap piyasasının ne kadar hareketli ve şarap yatırımlarının ne kadar ciddi boyutta olduğunun en güzel göstergesi sanırım bu tip büyük şarapların fiyat sirkülâsyonlarına bakmakta; zira Eylül 2010’da bu şarabın tadımını yaptığımda şişesi 274 Euro’dan satılırken, şu an şişesi 470 Euro’dan satılıyor.



Chateau Margaux - 2004


Sanırım öyle ya da böyle şaraptan anlamayan birisi için bile “Margaux” adı Fransa ve Bordeaux şaraplarıyla özdeşleşmiştir. Zarif, ince ve yumuşak yapısıyla Bordeaux’nun “feminen” şarabı olan “Margaux” 2004 rekoltesi tüm karakteristik özelliklerini yansıtıyor.
Morun ağır bastığı bir renge bürünmüş şarapta, burundaki aromalar insanı önce bir çiçek bahçesine oradan meyve ardından da baharatçıya götürüyor… Tüm bu aromalara damakta is ve tütüne çalan meşeden gelen diğer aromalar müthiş nazik kremamsı kıvamda bir tanen yapısı ile bütünleşiyor. Bu şaraba neden “feminen” şarap dendiğinin en güzel özeti aslında burada yatıyor… Orta-tam gövdeli ve bitimi yeteri kadar uzun bir şarap :) Ancak içimi elbette ki çok erken. Tartışmasız bundan 10 hatta 15 yıl sonra içilmeye uygun bir şarap…

Robert Parker’dan 93, Jancis Robinson’dan 17,5 puan, Wine Spectator’dan 93 puan alan bu şarapta %78 Cabernet Sauvignon, %18 Merlot, %4 Petit Verdot kullanılmış.

Bu şarabın şişe fiyatında ciddi bir artış olmuş durumda. Tadımı yaptığım 2010 Eylül ayında şarabın şişesi 314 Euro iken, şu anda şişesi 450 Euro’dan satılıyor…


Chateau Haut Brion - 2004

Bordeaux’nun güneyindeki “Graves” bölgesinin efsane şarabı “Chateau Haut Brion” 2004 rekoltesi çok koyu bir kırmızı renge sahip. Yukarıda bahsettiğim diğer 2004 rekoltelerine göre burunda daha çok meşe, is, kahve ve tütün tonları belirgin. Bu aromaları kara orman meyve aromaları takip ediyor. Damak ise yine aynı rekoltenin diğer şaraplarına göre daha topraksı ve mineral bir yapıya sahip. İçtiğim ilginç ve kompleks şaraplardan biri. Asiditesi yoğun ancak tanenler çok sert değil. Orta-tam gövdeli bir şarap ve uzun bir bitişe sahip. Bu şarap 2020 – 2025 arasında nasıl bir yapıya bürünür gerçekten merak ediyorum…

Robert Parker 92 puan verirken, Jancis Robinson 17 puan ve Wine Spectator 95 puan vermiş.
Şarapta %61 Merlot, %20 Cabernet Sauvignon ve %19 Cabernet Franc kullanılmış.

Şarabın şişe fiyatı tadımı yaptığım 2010 Eylül ayında 247 Euro iken şu an 355 Euro olmuş durumda…


Chateau Mouton Rothschild - 2004

Bordeaux'nun Pauillac bölgesinin efsanesi “Mouton Rothscild” 2004 rekoltesi için söylenebilecek ilk şey sanırım, etiketteki resmin “Prens Charles” tarafından çizilmiş olması… Her rekoltesinde şişe etiketini başka bir sanatçıya çizdiren "Mouton Rothschild" 2004'te bir "prense" iş vermiş :)...
Efendim, şarabımız kopkoyu bir kırmızı renge sahip, burunda kaliteli bir meşe fıçıdan alınabilecek her türlü aromaları alıyorsunuz; kakao, vanilya, karamel, kızarmış ekmek, tütün, is ve deri… ardından orman meyveleri belirginleşiyor ve baharatımsı aromalarla karışıyor. Damakta tüm bu aromalara biraz da toprak tonları eklenerek sert denebilecek bir tanen yapısıyla ve orta yoğunlukta bir asidite ile bütünleşiyor… Bitimi vanilya tonlarının meyvelerle bütünleşmesinden oluşan uzun bir bitiş…
Robert Parker’dan 92, Wine Spectator’dan 93 puan almış.
Şarapta %73 Cabernet Sauvignon, %14 Merlot, %11 Cabernet Franc ve %3 Petit Verdot kullanılmış.

Şarabın şişe fiyatı tadımı yaptığım 2010 Eylül ayında 255 Euro iken şu an 435 Euro olmuş durumda…


Chateau d’Yquem - 2004

En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim… Eğer şarapta hafif-orta-tam gövde nasıl olur diye soruyorsanız, ya da, gövdeleri birbirinden ayırt edemiyorsanız… Size – fiyatı pahalı da olsa – bir kadeh “Chateau d’Yquem” içmenizi tavsiye ederim…

Gelgelelim açıkçası benim için büyük bir andı bu efsaneyi içmek… Yukarıdaki şarapların hepsi birer gerçek efsane elbette ancak, bu, anlatılması zor, bambaşka bir şarap… Bir insana gerçekten şarabı sevdirecek, şaraptaki tüm gizemi, çekiciliği ve güzelliği yaşatabilecek bir cinsten… Ve en ilginç olanı da, bu bir tatlı şarap...

Aslında bu şarabın üretiminde üzüm bağlarının soylu bir küf tarafından istila edilmesi yatıyor… “Botrytis Cinerea” adındaki “soylu küf” tüm bağı istila edip üzüm tanelerinin içindeki suyu azaltarak şeker oranının yükselmesine, tanelerin aşırı olgunlaşmasına neden oluyor… Bu olgun ve “asil küflü” üzüm taneleri tek tek toplanarak sonuçta bu efsane tatlı şarabı doğuruyor… Bu arada hatırlatmakta yarar var ki, üzümlerin hepsi beyaz üzüm (Semillon ve Sauvingon Blanc)… Aynı üretim şekli benim bir diğer favori tatlı şarabım Tokaji de bu şekilde üretiliyor… Tokaji'den daha sonra bahsedeceğiz :)

Efendim 2004 rekoltemize dönersek, açık altın sarısı bir renk, burunda müthiş yoğun meyve aromaları (elma, limon, narenciye, arkadan armut, kayısı) en arkadan hafif meşemsi tonlar hissediliyor… Tüm bu meyve aromalarına damakta ayrıca şeftali ve çiçeksi aromalar eşlik ediyor. Bu yoğun meyvemsi ve çiçeksi aromalar şarabı gerçekten zarif kılmış.

129 g/l şeker oranına sahip bu tatlı şarabın gövdesi ise en başta yazdığım gibi inanılmaz… Dilinizin üstünde resmen bir ağırlık hissediyorsunuz içerken, daha önce de defalarca kez tam gövdeli şarap içmeme rağmen, bende “tam gövde” kavramını ileri boyuta taşıdı diyebilirim:)… Şarabın bitimi müthiş bir uzunlukta…

Şaraba Wine Spectator 95-100 puan verirken, Jancis Robinson 18,5 puan vermiş…
Chateau d’Yquem üretimde %80 Semillon, %20 Sauvignon Blanc kullanıyor…
Şarabın şişe fiyatında bir oynama olmamış henüz; şişesi 277 €…

5 Ocak 2011 Çarşamba

Bordeaux'nun Büyük Şarapları - Part 2...

Bordeaux büyük şaraplarının tadım notlarına kaldığımız yerden devam edelim…


Chateau la Lagune - 2006

Bordeaux – Haut Medoc bölgesinin “3. Cru Classé” şarabı olan “La Lagune” 2006 rekoltesinde önden gelen kırmızı meyve, mürdüm eriği aromalarına baharat aromaları ekleniyor. Damakta meşeden gelen aromalar daha çok hissediliyor. Orta gövdeli, çok kompleks olmayan, asidite ve tanenlerin orta kararda bir dengede buluştuğu bir şarap. Robert Parker’dan 91 puan, Jancis Robinson’dan 16 puan almış.

Üretimde %60 Cabernet Sauvignon, %30 Merlot ve %10 Petit Verdot kullanılmış. Şişe fiyatı 50 €…




Chateau Angelus - 2006

Bordeaux’nun St. Emilion bölgesinin “Premier Grand Cru Classé ‘B’” statü şaraplarından “Chateau Angelus” 2006 rekoltesi koyu kırmızı bir tonda, yoğun ve baharatımsı bir burun, meyvemsi aromalar belli bir kahve, meşe/füme tonlarıyla bütünleşiyor, en arkadan çok hafif narenciye hissediliyor. Tanenler orta sertlikte ve yoğun bir asidite ile bütünleşmiş. Damakta meşe, vanilya, füme/is aromaları daha belirgin ve uzun bitimde daha çok hissediliyor. Zengin, kompleks bir tam gövdeli şarap.

Robert Parker’dan 95, Jancis Robinson’dan 17 puan alan bu şarapta %62 Merlot, %38 Cabernet Franc kullanılmış. Şişe fiyatı 186 €…



Forts de Latour - 2006

Bordeaux şarap efsanelerinden “Chateau Latour”un ikinci şarabı olan “Forts de Latour” 2006 rekoltesi yakut kırmızısı renginde, kara orman meyveleri, tütün, toprak aromaları ön planda. Açıkçası damakta daha sert bir şarap beklerken tanenler beklediğimde daha sakindi. Oldukça dengeli bir şarap. Sonuçta o da bir Latour :)…

Robert Parker 92 puan verirken, Jancis Robinson 17,5 puan vermiş.
%70 Cabernet Sauvignon, %30 Merlot kullanılmış. Şişe fiyatı 159 €…


Chateau Lynch Bages - 2006

Bordeaux'nun Pauillac bölgesinde üretim yapan "5. Cru Classé" şarabı "Lynch Bages" içtiğim en “deri” aromalı şarap oldu diyebilirim. Hem burunda hem damakta oldukça yoğun “güderi” aromalarına, kahve, nane, yaban mersini, böğürtlen ve mürdüm eriği gibi meyvemsi ve bitkisel aromalar takip ediyor. Damakta meşeden gelen kahvemsi ve tütün aromaları daha belirgin hissediliyor. Orta gövdeli ve orta uzunluktaki bitişe çiçeksi aromalar eşlik ediyor ve şarabı daha kompleks kılıyor. Robert Parker 92, Jancis Robinson 17 vermiş bu şaraba. Üretimde %79 Cabernet Sauvignon, %10 Merlot, %10 Cabernet Franc, %1 Petit Verdot kullanılmış. Şişe fiyatı 105 €…

4 Ocak 2011 Salı

Tadım notları: Bordeaux'nun Büyük Şarapları - Part 1

Her ne kadar son 20 - 30 yılda rekabet gücünü az da olsa diğer ülkelere kaptırsa da, şarap dünyasının her daim lokomotifleri Bordeaux'nun 1855'ten beri klasifikasyona tabi olmuş büyük şaraplarıdır (grand vins).

Son yaptığım Bordeaux ziyaretimde keşfettiğim "Max Bordeaux" adındaki şarap mağazasından daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Şimdi burada tatma fırsatı bulduğum bu büyük şarapların biraz detaylarına girmek istiyorum...

Le Petit Mouton Rothschild - 2006

Bordeaux'nun Pauillac bölgesinin efsanelerinden "Chateau Mouton Rotschild"in ikinci şarabı olan "Le Petit Mouton Rotscild" 2006 rekoltesi koyu yakut renginde, önde ahududu başta olmak üzere yoğun kırmızı meyve aromaları, arkadan meşeye bağlı is/füme aromaları belirgin nitelikte. Yumuşak tanenleri dengeli bir asidite ile bütünleşmiş. 2006 biraz erken olmasına rağmen beklediğimden daha rahat içimli bir şarap. %70 cabernet sauvignon, %16 cabernet franc ve %14 merlot kullanılmış. Robert Parker 90 puan verirken Wine Spectator 87 vermiş. Şarabın şişe fiyatı 125 €...


Chateau Pichon Longueville Comtesse de Lalande - 2006


Pauillac bölgesinin "Kontesi" diyebileceğimiz "2. Cru Classé" şarabı "Pichon Longueville Comtesse de Lalande" 2006 rekoltesinde burundaki çok hoş kırmızı meyve aromalarını, mürdüm eriği, menekşe ve arkadan gelen yoğun puro aromaları takip ediyor. Şarabı erken içtiğimizi hissetirircesine baskın tanenleri ile kapalı bir şarap. Robert Parker'dan 95 puan almış, Wine Spectator 92 vermiş. Şarapta Cabernet Sauvignon (%64) ve Merlot (%36) kullanılmış. Kesinlikle bekletilmesi gereken bir şarap... Şişe fiyatı 110 €...


Bahans Haut Brion - 2006



Bordeaux'nun Graves bölgesinin efsane şarap üreticisi "Chateau Haut Brion"un ikinci şarabı olan "Bahans Haut Brion" 2006 rekoltesinde olgun kırmızı meyvelerin ve mürdüm eriği aromalarının ön planda olduğu çok yumuşak içimli, aşırı kompleks olmayan bir şarap. Tanenler beklediğimden daha hafif, belli ki artık içme olgunluğuna yavaş yavaş geliyor gibi. Şarapta %45 Cabernet Sauvignon, %37 Merlot ve %18 Cabernet Franc kullanılmış. Robert Parker 88, Wine Spectator 86,5 ve Jancis Robinson 17 puan vermiş bu şaraba. Şişe fiyatı 110 €...




Chateau Cos d'Estournel - 2006


Bordeaux'nun St. Estephe bölgesinde üretim yapan "2. Cru Classé" şarabı "Cos d'Estournel" aynı zamanda mimari açıdan enfes bir şatoya da sahip. 2006 rekoltesi mürekkebe çalan koyu, derin bir kırmızı renkte. Burunda önden kara orman meyveleri, böğürtlen, frenk üzümü, kuru erik reçeli, olgun siyah meyve aromaları ile oldukça meyvemsi nitelikte, arkadan da hafif çikolata ve vanilya aromaları hissediliyor. Çok zengin, kompleks, gövdeli bir şarap. Tanenler belirgin ancak müthiş dengeli. Uzun yıllar yıllandırılabilecek bir potansiyele sahip. Herhangi bir rafinasyon veya filtrasyon işlemine tabi tutulmadan şişelenmiş. Şarapta
%78 Cabernet Sauvignon, %20 Merlot, %2 Petit Verdot kullanılmış. Robert Parker bu şaraba 94 verirken, Wine Spectator 93, Jancis Robinson 18 puan vermiş. Şişe fiyatı 135 €...

30 Aralık 2010 Perşembe

Tadım notları: Kavaklıdere Cotes d'Avanos Sauvignon Blanc 2006

En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim; bence Türkiye'deki en iyi Sauvignon Blanc...
Bana Loire Vadisi'nden Pouly Fumé veya Sancerre bölgesi Sauvignon Blanc'larını anımsatan yegane Türk şarabı... Neden mi? Çünkü bu şarapta belirgin bir mineral lezzet yanında çiçeksi, meyvemsi ve otsu aromalar dengeli bir şekilde bütünleşiyor...
Yeşil tonları olan parlak bir altın sarısı renginde olan bu şarap, burunda ve damakta bir Sauvignon Blanc'dan bekleyebileceğiniz klasik limon, yeşil elma, erik, kedi çişi, çimen, arkadan hafif kavun aromaları ile kompleks bir yapıda. Kapadokya bölgesinin volkanik toprak yapısı şaraba belli bir mineralite de katmış ve dengeli bir asidite ile orta gövdeli kaliteli bir şarap oluşmuş...
Kabuklu deniz mahsulleri, keçi peyniri veya önceki yazılarımda yazdığım enginar-levrek ikilisiyle uyum sağlayabilecek bir şarap... Herkese tavsiye ederim...

Tadım notları: Büyülübağ Cabernet Sauvignon Reserve 2005

Avşa Adası'nın şarap üreticisi Büyülübağ'ın son yıllarda ürettiği en iyi kırmızı şaraplardan birisi olan 2005 reserve Cabernet Sauvignon 16 ay Fransız meşe fıçıda bekletilmiş. Büyülübağ tesislerinde gravite yöntemiyle şarabın yorulmadan tanklara aktarılması sağlanıyor. Bu da şarabın yapısını korumaya yardımcı oluyor.
Burunda ahududu, olgun kiraz, karabiber, arkadan narenciye ve is aromalarına damakta hafif kahve - kakao aromaları ekleniyor. Orta - tam gövdeli, kompleks, zengin ve güçlü bir şarap.
Kimi eleştirmenlere göre Türkiye'de üretilmiş en iyi Cabernet Sauvignon... Velhasıl piyasada artık bulunması çok zor zira bu şarap iyi bir tanıtım yaptı, pek beğenildi ve tükendi... nadiren http://www.onlinemahzen.com/ gibi sitelerde çok kısa süreliğine satışa çıkabiliyor... takip etmek lazım... Ben de online mahzenden geçen sene bu şaraptan bir şişe temin etmiş, çok kısa sürede tükenmek üzereyken son kalan şişeyi de kavımda bekletmek üzere almıştım... Bu şarabı birkaç yıl kavda bekletip, şaraptaki bekletme potansiyelini görmek istiyorum. Bakalım yıllar sonra şarabı açınca neyle karşılacağım :)

25 Aralık 2010 Cumartesi

Tadım notları: Güzay - Karaoğlan 2007

Nihayet... evet... nihayet uygun fiyata satılan iyi bir şarap bulabildim piyasada... Aslında adını son zamanlarda sık sık duymuştum ancak bir türlü karşıma çıkmak bilmedi bu şarap...

Yenidoğuş Şarapçılığın Türk şarapseverlere gururla sunduğu bir şarap: Güzay Karaoğlan... Malatya'nın Arapgir yöresinin Yazılı Köyü'nde yetişen %100 Karaoğlan üzümlerinden üretilmiş çok iyi bir şarap...

Az önce Metro marketteydim, uzun zamandır buraya uğramıyordum, hata yaptığımı anladım... şarap fiyatları oldukça düşük geldi bana diğer yerlere kıyasla, karşıma da bir türlü tatma fırsatı bulamadığım Güzay Karaoğlan çıkınca hemen alıp eve gelir gelir gelmez eşimle beraber şarabı bitirdik...

Açıkçası şöyle söyleyeyim, ben şarapta fiyat - kalite dengesine takmış birisiyim... Çok sık seyahat ettiğimden olsa gerek, sürekli düşük fiyatlara kaliteli şarap içmeye alışığım ancak Türkiye'de malesef bir yandan yüksek vergiler diğer yandan bu yüksek vergilerin arkasına sığınarak vatandaşı kazıklamaya çalışanlar olunca durum biraz sinir bozucu olabiliyor... Yani bazı şarapların fiyatları hakikaten bana komik gelebiliyor... Bununla ilgili yakında bir yazı yazacağım zaten...

Gelelim esas konumuza... Az önce Metro marketten 11 TL'ye aldığım bu şarap piyasada 25 - 30 TL ve üzeri satılan birçok şarabı sollar geçer gider... kaldı ki Güzay Karaoğlan halis muhlis Türk şarabı, üzümü de Türk, üreticisi de... Herhangi bir yerde önünüze çıkarsa sakın kaçırmayın alın derim...

Efendim, burunda ahududu ve kiraz gibi meyvemsi aromaların ön planda olduğu, arkadan baharat ve çok hafif vanilya ve narenciye aromalarının hissedildiği, damakta ise canlı, asidite tanen dengesi gayet iyi, çok rahat içimli, yumuşak bir şarap Güzay Karaoğlan... Güzay Karaoğlan'ın bir de rezerv şarabı var o da 20 TL'nin biraz altında fiyata satılıyor, onu da yakında alıp deneyeceğim ve burada paylaşacağım...

Karaoğlan üzümü ile de tanışma fırsatı bulmuş olarak mutlu mesut şarabımı içiyor, bu şarabın üretilmesinde katkısı olan herkese sevgi ve saygılarımı sunuyorum...

24 Aralık 2010 Cuma

Tadım notları: Descendientes de José Palacios - Bierzo - Pétalos 2008

Geçtiğimiz ay İspanyol bir arkadaşımın hediye olarak bana gönderdiği ilginç bir şarap içmiştim.

İspanya'nın Bierzo bölgesi'nde yetişen "Mencia" üzümünden yapılan bu şarabı daha önce hiç duymamıştım açıkçası. Gerek bölge olarak gerekse üzüm çeşidi olarak bana yabancı olması şaraba olan ilgimi daha da arttırdı.

Şarabın üreticisi "Descendientes de José Palacios" ve bu şarap üreticinin alt segment şaraplarından biri olmasına rağmen Robert Parker "Wine Advocate"ten 90 puan ve International Wine Cellar'dan (IWC) 91 puan almayı başarmış.

Mora çalan bir kırmızı renge sahip şarapta burunda menekşe, kiraz, yaban mersini ve tütsü aromaları hissedilirken, damakta meyvemsilik ön plana çıkıyor ve en arkadan hafif mantara çalan topraksı aromlar da eşlik ediyor.

İlk kez tatmış olduğum bu şarabı ve "Mencia" üzümünü açıkçası çok beğendim, zira, gerek asidite gerekse tanen açısından dengeli, zarif, rahat içimli hafif-orta gövdeli bir şarap bu.

Türkiye'de bulmak zor olabilir... Yine de alternatif bir İspanyol şarabı denemek isteyenlere tavsiye ederim.

23 Aralık 2010 Perşembe

Tadım notları: Çamlıbağ Merlot - Kuntra 2008

Bozcaada'nın sevdiğim üreticilerinden Çamlıbağ'ı Eylül ayında ziyaret etmiş, adadaki mağazasında şaraplarını tatmış beğendiğim şaraplarından birkaçını alıp kavıma katmıştım... Bunlardan biri de 2008 rekoltesi Merlot - Kuntra...

Bana göre Türkiye'nin en iyi Merlot'larını üreten üreticilerin başında gelen Çamlıbağ, bu Merlot - Kuntra kupajında gayet iyi bir şarap üretmiş. Kupajda %60 Merlot ve %40 Kuntra kullanılmış...

Koyu yakut renginde, kompleks bir burun, menekşe, orman meyveleri, mürdüm eriği aromaları ile bütünleşirken, orta gövdeli asit ve tanen dengesi çok iyi oluşturulmuş başaralı bir şarap bu.

Kısacası bu şarap zarif, dengeli ve iyi bir şarap... her eve lazım bir şarap...

Tadım notları: Heartland / Director's Cut Shiraz 2006 - Avustralya

Yaklaşık 2 hafta önce olduğum ameliyat yüzünden şaraba ara vermiştim...Ve nihayet dün doktorumdan aldığım yeşil ışıkla akşam evde eşimle beraber kavımızdan bir Avustralya Shiraz'ı seçerek Iberico jambonlu tortilla ve manchego peyniri eşliğinde şarabı içmeye koyulduk.

Açtığımız şarap Avustralyalı üretici Heartland'in Director's Cut isimli şarabı. Güney Avustralya'nın Langhorne Creek ve Limestone Coast bölgelerindeki bağlardan toplanan Shiraz üzümlerinden yapılan bu 2006 rekoltesi şarap koyu kırmızı renkte. Burunda yoğun kuru erik, biber, böğürtlen aromalarının yanında is, demir tozu ve etsi aromalara da sahip ilginç kompleks bir şarap.

Damakta yoğun asidi hemen hissedilirken, tanenler dizginlenmiş durumda. Kara orman meyveleri ve yine kuru erik, biber,  topraksı - mineralli aromalar en arkadan bitime bana sanki erik reçelinin üzerine acı kırmızı biber koyup yediğinizde hissedeceğiniz bir tat bıraktı. Bitimi beklediğimden daha uzun şarap %14,5 alkol oranına sahip.